Türkiye’de turizm sektörü, ekonominin en önemli dinamiklerinden biridir. Gerek ulusal turist girdisinde ve gelirlerinde, gerekse de yatak kapasitesinde kaydedilen artış oranlarında ve dünya istatistiklerinde kendisini açıkça öne çıkartmış ve özellikle artış hızı bakımından sanal birincilik kürsüsüne çıkmıştır. Ancak diğer yandan, yurtiçi medyaya yansıyan turizm haber ve yorumlarında “büyük bir çelişki yaşandığı” da gözden kaçmamaktadır.

 

Turizm sektörünün bu çelişkiyi ortadan kaldırması, hızlı değişen dünyaya ayak uydurabilmesi ve rekabet piyasasında ayakta kalabilmesi için turizm sektöründeki işletmelerin yeni yönetim modelleri olarak adlandırılan; toplam kalite yönetimi,  öğrenen organizasyonlar, kurum kültürü, liderlik, iletişim, misafir memnuniyeti ve fark yaratma gibi kurumsal ve kişisel gelişim eğitimlerinin bu yolda tuttuğu ışığın önemi keşfedilmiştir.

 

Dünya artık ülkelerin tek başına hareket ettiği bir sistemi kabul etmemektedir. Aksine toplulukların, birliklerin, derneklerin oluşumu ile tek bir çatı altına toplanmaktadır. Her sektörde olduğu gibi ülkemizde de turizm sektörü kendi içinde yapılandırmasına devam ederken, aynı zamanda dünya trendlerini takip ederek tüm dünya vatandaşlarına hizmet edebilme standartlarını yakalamaya gayret göstermektedir.

 

Ülke ekonomisine önemli katkı sağlayan turizm sektörü, gelen misafirlerini tesis, konaklatma, yeme-içme, rahatlama ve eğlendirme gibi konularda her geçen gün bünyesine kattığı yenilikler ile misafir memnuniyetini üst düzeye çıkarmaya çalışmaktadır.

 

Çağa tesis konforu ile ayak uydurabilen otellerin, mesleki eğitimini tamamlamamış, kurum bilinci gelişmemiş ve kendi memnuniyetini misafir memnuniyetinin önünde tutan personel ile yapmış olduğu yatırımda meyveleri toplamakta zorlandığı gözlenmektedir.

 

Önceleri sadece mesleki eğitimler ile kalifiye hale getirilmeye çalışılan personelin artık kurumsal aidiyet ile başlayan ve misafir memnuniyetini üst düzeye taşıyacak tüm kurumsal eğitimlerden geçirilmesi gerektiği bir lüksten çok ihtiyaç haline gelmiştir. Sektörde kişisel ve kurumsal eğitimin önemini keşfeden oteller bu açığı kapatmak adına hızla harekete geçerken bazı tesisler mesleki eğitimlerin sorunla başa çıkmakta yeterli olacağına inanmaktadır.

 

Yapılan araştırmalar mutlu personelin misafirleri memnun etmek için daha fazla performans gösterdiğini ortaya koymaktadır. Koca bir tesisin sadece kendi görev alanı kadar olduğunu zanneden bir çalışan, her işi kendisinin yaptığını düşünerek motivasyonunu düşürmekte, kendisini kuruma ait hissetmemekte ve yöneticisi ile aynı hedefe yürümemektedir.

 

Oysaki kendini tesisin bir parçası olarak kabul eden, kendisi ile aynı görev alanında çalışanlar kadar belki de yüzünü hiç görmediği diğer personelle de aynı hedefe odaklanmış çalışanlar yapılan yatırımlarda meyvelerin toplanmasında yardımcı olabilmektedir. Kendisini kurulmuş sistemin parçası olarak görmeyen, sürekli arayış halinde olan personel, kendi memnuniyetini sağlayamazken bir başkasının hem de aynı dili konuşmadığı bir yabancıyı memnun etmesi düşünülemez. Böyle durumlarda sistem aksar ve tüm departmanlar bu aksaklıktan etkilenerek genel bir sorunla uğraşmak zorunda kalırlar.

 

Çalışanlar mesleklerinde ne kadar tecrübeli olursa olsun karşısındaki ile doğru iletişim kanallarında bulunmadığı, stresle başa çıkamadığı ve takım oyununa ayak uyduramadığı durumlarda tesise vereceği zarar, katacağı faydadan daha fazla olacaktır.

 

İşte bu noktada kurumsal eğitimlerin önemi ortaya çıkmaktadır. Yapılan eğitimler ile çalışanlar öncelikle tesislerinin onları sahiplendiği duygusuyla kendi aidiyetlik duygularını geliştirmek yolunda büyük bir adım atmış olurlar. Daha sonra belki de daha önce hiç karşılaşmadıkları ama aynı tesis içinde çalıştıkları takım arkadaşları ile vakit geçirme olanağına sahip olurlar. Her birim bir başka birimin tesise kattığı değeri uygulamalar ile öğrenerek empati duygularını geliştirir ve farkındalıklarını yükseltirler. Bu şekilde koca bir tesisin sadece kendi çalışma alanları ile ayakta durmadığını, yaptıkları bir hatanın tüm birimlere nasıl yayılma riski olduğunu keşfederler.

 

Takım çalışmasının önemini kavrayarak mevcut mesai saatlerini daha verimli nasıl kullanacaklarını yöneticilerinin bakış açısı ile öğrenme fırsatı yakalarlar. Yöneticileri ile takım oyununu oynaya bilen çalışanlar sezon içi ve sezon dışında gelecek olan yeni personelin sisteme ayak uydurmasında ve sezonluk çalışanların da verimliliğini artırmalarında büyük bir fayda sağlarlar.

 

Takımın kendi içinde oluşturacağı bu enerji liderlerin ayrıntılara değil hedefe odaklı strateji ve planlama yapmaya fırsat bulmalarını sağlayacaktır. Bu şeklide liderler mesailerini anı kurtarmaya değil süreci yönetmeye ayırmış olacaktır.

 

Tüm bu faydalara tesis olarak ulaşılabilmesi için mutlaka bir fizibilite çalışması yapılması gerekir. Tesisin ihtiyaçlarının yanı sıra çalışanların ihtiyaçları da tespit edilmelidir. Eğitime alınacak personelin mesai saatleri, eğitimin yapılacağı alan ve eğitimi verecek kişi çok önemlidir. Bu eğitimlerin turizm sektörünü çok iyi bilen uzmanlar ile planlanması gerekir. Çeşitli kurum ve işletmelerde başarılı eğitimler vermiş olan uzmanların turizm sektöründe de yanı başarıyı göstermeleri beklenmemelidir. Çünkü turizm sektörü özellikleri itibariyle birçok işletmeden farklı dinamiklere sahiptir.

 

Bu nedenle turizm sektörünü bilen, tesis içi birimlerden haberdar, daha önce sektörde eğitim tecrübesi olan ve en önemlisi eğitimler bittikten sonra da çalışan performansını ve tesis içi gelişim sürecini takip edebilecek bir uzmanla çalışmak gerekir. Bu şekilde eğitimler salonlarda yapılmakla kalmayıp otelin geneline yayılır ve eğitimler bittikten sonra da etkisini göstermeye devam eder. Buda misafir ve çalışan memnuniyetinin sürece yayılmasını sağlayacaktır.

 

Kurumsal eğitimler aynı zamanda ülke ekonomisinin kalkınmasında da önemi büyüktür. Çünkü tesisten memnun ayrılan bir misafir bir sonraki ziyaretinde sadece aynı kurumu değil aynı ülkeyi de tercih etmiş olacaktır. Ülkemizin kalkınması ve dolayısıyla refaha ulaşması açısından da büyük önem taşımaktadır.

 

Kurumların sermayesi ve yatırımları ne kadar çok olursa olsun, ancak kaliteli ve eğitimli personel yetiştirildiğinde sermaye değer kazanacaktır. Kurumsal eğitimlerin işletmelere ve çalışanlara sağlayacağı fayda kurumların organizasyon yapısına göre değişebilmekle beraber sayısız somut ve soyut faydayı da beraberinde getirecektir; unutulmamalıdır ki;

 

Bir işletme,  bağları güçlü, işleyişi profesyonel, heyecanı ilk günkü gibi taze olan büyük bir aile olabildiği müddetçe devamlılığını sürdürebilecektir.

 

Oğuz Saygın