Yıllardır öğrencilere ve yetişkinlere düşünce becerileri konusunda dersler veriyorum. Bu yazımda sizlere düşünmek, soru sormak ve problem çözmek konularını anlatacağım.

 

Soru sorma düşünmeyi ateşleyen bir yöntem olarak kabul edilir. Çünkü düşünme bir konu üzerinde sorular sorulmaya başlandığı andan itibaren oluşmaya başlar. İyi bir eğitimci, öğrenciyi düşünmeye sevk edecek uyarıcı sorular sormak zorundadır. Yani soracağı sorular düşünmeyi ateşleyici nitelikte olmalıdır. Yüzeysel sorular, yüzeysel anlamaya ve yüzeysel cevaplar vermeye yol açar. Bu durum öğrencinin düşünmesini engeller.

 

Örneğin, “Waterloo savaşı kimler arasında oldu ve bu savaşı kim kazandı?” Sorusu yüzeysel bir sorudur ve ezber bir bilgidir. Öğrenci bu bilgiye sahipse cevap verir yoksa veremez. Bu soru öğrenciyi düşünmeye sevk etmez. Ünlü İngiliz filozof ve düşünür Bertrand Russell‘ın anneannesinin ona sorduğu soru, kendisini düşünmeye ve sorgulamaya sevk eden bir sorudur.

 

Bertrand Russell, anneannesi tarafından yetiştirilmiş bir düşünürdür. Anneannesi Bertrand Russell’ı okula göndermemiş, onu kendi yetiştirmiştir. Anneannesi Russell’a her hafta bir ödev verir ve sonra Russell’ın bu ödevi araştırarak kendisine bir sunum yapmasını isterdi. Anneannesi Russell’a düşünmeyi ve sorgulamayı öğreten kişi oldu. Russell 11 yaşındayken anneannesi ona şöyle bir ödev verdi; Waterloo savaşını İngiltere kaybetseydi ne olurdu? Russell kütüphanede 1 haftalık bir araştırma yaptıktan sonra anneannesi sordu, sunumu hazırladın mı Russell? Evet dedi Russell ve şöyle izah etti; Waterloo savaşını İngiltere kaybetseydi dünya İngiltere’nin ölçü birimlerinden kurtulur ve bütün dünyada tek bir ölçü sistemi kullanılırdı.

 

Geliştirmiş olduğumuz düşünce becerileriyle öğrencilere problem çözmek değil, problem çözme süreci öğretilir. Problem çözme sürecinde öğrenciler mevcut bilgiyi değerlendirir ve başka bilgiye ihtiyaç olup olmadığını belirler. Bu bilgiler ışığında çözüm yolları üretir. Bulduğu yol çözüme götürmüyorsa derhal başka bir yol deneyerek sonuca ulaşmaya çalışır. Amaç; bir problem çözmekten çok problem çözme sürecini anlamaktır. Bir problemi çözmeyi öğrenmek sadece o probleme benzeyen diğer problemleri de çözebilmemizi sağlar. Düşünce becerilerini kullanarak problem çözmek, çözüme ulaştıran süreci öğrenmektir. Bu sistemi öğrenen bir öğrenci farklı türdeki problemleri de çözebilecek seviyeye gelir. Öğrencinin bu süreci öğrenmesi kendisine doğru sorular sorulması ve farklı bakış açılarının kazandırılmasıyla gerçekleşir. Bu durumla ilgili çarpıcı bir örneği düşünce becerilerini öğrettiğim küçüklerle ders yaptığım bir sınıfta yaşadım.

 

Kurt – kuzu – ot sorusunu daha önce duymuşsunuzdur. Bir çoban sandalı ile derenin karşısına geçmek istemektedir. Yanında bir kuzu, bir kurt ve bir tutam ot vardır. Çoban tek seferde bu üçünden birini alabilmektedir. Kurt kuzuyu yemeden, kuzu da otu yemeden, bu çoban üçünü karşıya nasıl geçirir?

 

Bu soruyu yetişkinlerle yaptığım her etkinlikte soruyorum. Her seferinde farklı bir cevap bekliyorum ama cevap hep aynı oluyor. Test ve tost sistemiyle yetişmiş olan yetişkinler, bu soruyu şöyle cevaplıyor: “Çoban ilk önce kuzuyu karşıya geçirir. Daha sonra döner kurdu alır. Kurdu karşıya bırakır kuzuyu yanına alarak döner. Sonra otu alıp karşıya bırakır. Geri dönüp kuzuyu alır ve karşıya geçer.” Bu cevap, klasik bir düşünme sistemiyle ulaşılacak doğru bir sonuçtur.


Düşünce becerilerini öğrettiğim küçüklerle ders yaptığım bir sınıfta bu soruyu sorduğumda ise minik öğrencilerden biri şöyle dedi; “Öğretmenim, o kurt çobanı yemez mi?” Ben de, “O kurt senin bildiğin kurtlardan değilmiş, küçük bir kurtmuş” deyince, bir başka öğrenci parmak kaldırarak sordu;


“Öğretmenim! O küçük kurt, kuzuyu nasıl yiyecek?”

 

Çocuklarımızın kirlenmemiş berrak zihinlerine gerektiği gibi yaklaşılırsa, bugün yetişkinlerin altından kalkamadığı birçok problemi çözebilecek nesiller yetişir. Çocuklarımızın kendilerini geliştirmeleri için onları soru sormaya teşvik etmeli, hayatı sorgulayıcı kişiler olmalarına azami katkı sağlamalıyız.

 

Soru sorma becerisi kazanmanın insan hayatındaki önemini şu örnekle daha iyi anlayabiliriz; Nobel ödülü alan büyük düşünürün etrafında birçok medya mensubu vardır. Hepsi ayrı ayrı sorular sorarlar, ancak son sorunun cevabını herkes büyük bir merakla bekler. Çok önemli bir ödül kazandınız, bunu neye borçlusunuz der bir medya mensubu, düşünür anneme borçluyum diye cevap verir. Sizin anneniz diğer annelerden farklı olarak ne yapıyordu diye sorulduğunda ise onlara şu cevabı verir. İlkokula giderken arkadaşlarımın anneleri okul dönüşü arkadaşlarıma bugün öğretmen ne sordu diye soruyorlardı. Benim anneminse beni başarıya ulaştıran sorusu şuydu “Bugün öğretmenine ne sordun?”
Öğrencilerin düşünce becerilerini geliştirmek için onlarla çeşitli düşünme alıştırmaları yapılmalıdır. Düşünce becerilerini müfredata uygun bir şekilde yapmak için, ders konularının içeriği ve sunumu, ilgili konudaki düşünme becerilerini kazandırarak düzenlenmesi sonucunda mümkün olacaktır.


Örneğin; meyvelerin özelliklerinin anlatıldığı derste öğretmen şöyle bir soru sorar; “Elma, muz, çilek, kalem… Bunlardan hangisi diğerlerinden farklı olan nesnedir?” Çocukların hepsi kalem diye cevap verirler. Çünkü kalem meyve değildir. Ama içlerinden sıra dışı düşünen bir çocuk şöyle söyler, “Çilektir öğretmenim çünkü diğer üçünün de kabuğu vardır ve üçü de soyulur. Kalem kalemtıraş ile soyulur, muz elle, elma da bıçakla. Ayrıca muz bazen yeşil bazen sarı olur, elma bazen kırmızı bazen yeşil olur, kalem her renk olabilir, çilek ise her zaman kırmızı renktedir.”

 

Ateşin bulunması, tekerleğin icadı, sanayinin gelişmesi, ulaşım teknolojilerinin ilerlemesi ve nihayet bilgisayarın icadı… İnsanlık tarihi adına önemli dönüm noktaları olarak kabul edebileceğimiz bu gelişmelerin tamamı, düşünmesini bilen insanların sayesinde ortaya konulmuştur.
Bu saydığımız keşiflerin hepsi düşünme becerilerinin doğru şekilde uygulanmasıyla ortaya konuldu. Bununla beraber 21. yy ’da bizzat düşünme becerilerini kullanarak hayatımızı sürdürebileceğimizi görüyor ve anlıyoruz. Bu nedenle düşünme becerilerine duyulan ihtiyaç, yaşadığımız yüzyılda hayati bir önem arz ediyor.