Düşünceye artık eskisi kadar değer verilmiyor. Eskiden, devrimleri körükleyen, dünyaya bakışımızı ve onunla ilgili düşünme tarzımızı kökünden değiştiren düşünceler üretilirdi. Yaşadığımız çağda bilmeye düşünmekten daha çok önem veriyoruz.Gelecek, gittikçe daha fazla bilgiyi işaret ediyor. Ancak bilginin kalitesi gittikçe düşüyor. Bu kalitesiz bilgiler zihinleri dağıtıyor ve düşünmeyi engelliyor. Geçmişte bilginin ve dâhice fikirlerin kaynağı olan düşünce, şimdilerde bilgiyle mücadele etmeye, hayat bulmak için onunla bir savaşa girişmeye başladı. Bir süre sonra ortada bilmediğimiz pek bir şey kalmayacak, ancak bu bilgiler hakkında düşünecek kimse olmayacak.Bilgi, düşüncenin kaynağı ve en büyük dostu iken, şimdi en büyük rakibi oldu.

 

Gençlerimiz küçücük yaşlardan itibaren sanal bir dünyanın vatandaşları oluyorlar. Eskiden sirklerdeki aslanların, kaplanların yaptığı gösteriler bizi çok heyecanlandırırdı. Ancak yeni, ‘sanal’ jenerasyonun ışıklar saçan, süper güçleri olan kahraman aslanları, kaplanları var. Onlar için artık sirk ve içindekiler, cılız ve sıradan bir gösteriden ibaret.
20. yüzyıl bilgi çağı diye adlandırılıyordu. Ancak 21. yüzyıl bilgiyi kullanma ve bilgiyi üretme çağı olacaktır. Bu yüzden bilgi yükleme yerine, bilgi kullanma ve bilgi üretmeyi amaçlayan eğitim programları geliştirilmelidir. Eğitimin her kademesinde öğrencilere zekâ ve yetenekleri doğrultusunda düşünme becerileri kazandırılmalıdır. Her yaştaki öğrenciye değerlendirme, planlama, öncelik sırasına koyma ve düşünme becerilerini kazandıracak eğitimler verilmelidir. Öğretimin, analiz, sentez, değerlendirme, ilişkilendirme, soyutlama gibi yüksek düzeyde düşünme becerilerini geliştirecek; konuların özünü verecek ve öğrenilenleri sınıf dışındaki dünya ile ilişkilendirecek şekilde düzenlenmesi, eğitim hayatımıza yeni bir soluk getirecektir.

 

‘İlkel’ , ‘gelişmemiş’ diye tabir ettiğimiz ülkelerin genç kuşağı, ‘endüstrileşmiş’ , ‘gelişmiş’ diye anılan ülkelerin gençlerine göre duyumsal algılama ve bilişsel farkındalıkta %25-30 oranında üstün durumda. Yani bizler çocuklarımızı eğiteceğiz diye onlara her türlü imkanı sunup, bilgiye ulaşma yollarını sürekli artırırken,ironik bir şekilde onları aptallaştırıyoruz. Sahip oldukları teknolojik imkânlar geliştikçe, düşünerek aşmaları gereken engeller de giderek azalıyor. Bu durum, minik beyinleri, doğal gelişiminden uzaklaştırıp, doğal uyaranlara karşı tepkisiz hale getiriyor. Bu yaptıklarımızla körelttiğimiz merak duygusu, bir insanın gelişimindeki ana unsurdur ve bu doğal his, dünyayı değiştiren fikirlerin asıl ateşleyici gücüdür.

 

Soru sorma düşünmeyi ateşleyen bir yöntem olarak kabul edilir. Çünkü düşünme bir konu üzerinde sorular sorulmaya başlandığı andan itibaren oluşmaya başlar. İyi bir eğitimci, öğrenciyi düşünmeye sevk edecek uyarıcı sorular sormak zorundadır. Yani soracağı sorular düşünmeyi ateşleyici nitelikte olmalıdır. Yüzeysel sorular, yüzeysel anlamaya ve yüzeysel cevaplar vermeye yol açar. Bu durum öğrencinin düşünmesini engeller.

 

Örneğin, “Waterloo savaşı kimler arasında oldu ve bu savaşı kim kazandı?” Sorusu yüzeysel bir sorudur ve ezber bir bilgidir. Öğrenci bu bilgiye sahipse cevap verir yoksa veremez. Bu soru öğrenciyi düşünmeye sevk etmez. Ünlü İngiliz filozof ve düşünür BertrandRussell ‘ın anneannesinin ona sorduğu soru, kendisini düşünmeye ve sorgulamaya sevk eden bir sorudur.

 

Büyük İngiliz filozofu BertrandRussell, anneannesi tarafından yetiştirilmiş bir düşünürdür. Anneannesi BertrandRussell’ı okula göndermemiş, onu kendi yetiştirmiştir. Anneannesi Russell’a her hafta bir ödev verir ve sonra Russell’ın bu ödevi araştırarak kendisine bir sunum yapmasını isterdi. Anneannesi Russell’a düşünmeyi ve sorgulamayı öğreten kişi oldu. Russell 11 yaşındayken anneannesi ona şöyle bir ödev verdi; Waterloo savaşını İngiltere kaybetseydi ne olurdu? Russell kütüphanede 1 haftalık bir araştırma yaptıktan sonra anneannesi sordu, sunumu hazırladın mı Russell? Evet dedi Russell ve şöyle izah etti; Waterloo savaşını İngiltere kaybetseydi dünya İngiltere’nin ölçü birimlerinden kurtulur ve bütün dünyada tek bir ölçü sistemi kullanılırdı.