Kişisel gelişiminize önem veriyorsanız, bunun ilk basamağı değişimdir. İnsanlar genellikle değişmelerinin zor olduğunu söyleyerek sahip oldukları sınırlayıcı düşüncelerinden ve yıpratıcı duygularından kurtulamamaktadırlar. Değişim, asla zannedildiği kadar zor değildir. Değişim dünyada değişmeyen tek şeydir.

 

Değişimin kontrollü ve ölçülebilir olması için önce kendimize hedefler belirlemeliyiz. Buradaki en önemli konu hedeflerimizle onları gerçekleştireceğimize inancımız arasındaki uyumdur. Hedefimizi belirlediğimiz anda hedefimizle o anki durumumuz arasında patika bir yol açılır. Hedefimize ulaşacağımıza kesin olarak inanıyorsak beynimizdeki sinir hücrelerinden yapılmış nörol bir otoyoldan bu hedefe doğru yola çıkarız.

 

Bu otoyolun yapımında çalışanlar beynimizdeki 15 milyar hücredir. Eğer bu hücrelerin tümü canla başla çalışırlarsa bu otoyol kısa sürede tamamlanır ve biz son sürat hedeflerimize ulaşırız.
Bir şeyi gerçekleştirmeye olan arzumuz üç basamakta incelenebilir. En alt basamağın adı “dilek”tir. Örneğin bir sinemaya gitmek istemek veya bir parkta oturarak havuzu seyretmek bir dilektir. Eğer biz arzu ettiğimiz şeye, bir sinemaya gitmek kadar önem veriyorsak bunun gerçekleşmesi çok zordur. Dilek durumunda olan bir arzunun gerçekleşebilmesi için önce bunun “istek” basamağına çıkması gerekir.

 

İstek basamağına çıkmış olan bir arzu artık bizim tarafımızdan ciddi ciddi gerçekleştirilmesi düşünülen bir hedeftir. Bu mertebeye yükselmiş bir hedefin gerçekleştirilmesine tarafımızdan yatırım yapılmaya başlanır. Beyin hücrelerimizin otoyol yapımına katkıları artmış, geceleri daha az uyumaya başlamışızdır. Bu basamakta hedefimize giden nörol otoyolun gerçekleştirilmesi ihtimali daha kuvvetlidir. Ancak hedefimizin gerçekleştirilmesini kesin olarak istiyorsak bir basamak daha atlamalıyız. Üçüncü basamağın adı “adanmaktır”. Adanmanın en basit tarifi bir işin delisi olmaktır. Bir işin delisi oldunuz mu, artık o sizin damarlarınızda dolaşmaya başlar. Günde 24 saat onunla meşgul olursunuz. Aynı âşıklar gibi.

 

Bir hedefi gerçekleştirmek istediğinizde önce onu beyninizde oluşturmalı ve büyük bir ekranda açık ve seçik olarak görmelisiniz. Neredeyse o hedef sizin için beş duyunuzla hissedebileceğiniz bir hale gelmelidir.
Hedefe ulaşmada ilk adım programlamadır. Hedefi tespit etmenin ilk adımı olmasından dolayı çok önemlidir. Bu safhada yapılan bir strateji hatası, bizim olmadık hedefler peşinde yıllarca boşa koşturmamıza sebep olabilir. Bu yüzden çok dikkat etmemiz gerekir.

 

Hayatınızı bir gözden geçirin, şimdiye kadar hedeflediğiniz, uğruna çabalar harcadığınız ve kendinizi adadığınız neyi gerçekleştiremediniz? Hemen hemen hiçbir şeyi değil mi? Bir de korku ve endişelerinizi düşünün, şimdiye kadar nelerden korkuyordunuz ve neler sizi endişelendiriyordu. Bunların çoğu başınıza gelmedi mi? O halde hayatınızı niçin endişe ve korkularla geçiriyorsunuz? Neden yalnızca hedeflerinize odaklanmıyorsunuz?

 

Hedefinize ulaşmak için önce onu çok açık bir şekilde belirleyin ve bu hedefinizi yazın. Ancak hedefinizi yazarken olumlu cümleler kullanın. Amacınıza düşünsel olarak odaklanın ve gerçekleştiğini aklınızda canlandırın. Bilinçaltınızın çözümler konusunda size yardıma hazır olduğunu göreceksiniz.

 

Hayatlarını programlayarak hiç yılmadan hedeflerine doğru yol alan insanları incelediğimde onlarda büyük bir enerji ve heyecan gördüm. Üniversite yıllarımda başarılı insanların hayatta çok az başarısızlıkla karşılaşmış olduklarını ve onların sanki başka bir gezegenden gelmiş gibi ulaşılmaz olduklarını zannederdim.
Bu insanlarla tanıştıkça onların da diğer insanlar kadar hatta bazen çok daha fazla başarısızlıkla karşılaştıklarını öğrendim.

Başarılı insanlar başarısızlıkla karşılaştıklarında, “bu bir sonuçtur derler ve bu sonuçtan ben ne öğrenebilirim?” diye kendilerine sorarlar.

 

Bir bestekâr, bir beste yapmak üzere çalışmalarına başlamış. Yapacağı bu besteye kendini adamış. Yaptığı günlük rutin işlerin yanında kafası sürekli olarak bu besteyle meşgulmüş. Gece rüyasında dahi bu besteyi görüyormuş.
Bir gün yolda karşıdan karşıya geçerken çok dalgın olduğundan bir araba kendisine çarpmış. Besteci baygın halde yere yuvarlanmış. Araba fırsattan istifade kaçmış. Besteci hastanede gözlerini açınca polisler sormuş:

 

— Size çarpan arabanın plakasını alabildiniz mi?
— Hayır, demiş besteci.
— Markasını görebildiniz mi?
Besteci göremediğini söylemiş. Kendisine çarpan araba hakkında hiçbir şey hatırlayamamış. Polisler ümitsiz bir şekilde:
— Üstat, demişler, ne olur biraz düşünün. Belki hatırlayabildiğiniz bir şey çıkar.
Besteci biraz düşününce:
— Tamam! Bir şey hatırladım, demiş. Polisler derhal kâğıt kaleme sarılmışlar.
— Egzozundan şöyle bir ses çıkıyordu: DO, Mİ, FA...